20 Aralık 2017 Çarşamba

topal kısrak

topal kısrak şahlandı toprağın en verimli köşesinde,
başaramazsın dediler
her yarışta birinci geldi,
şaşırdılar,
gücü
yüksek dağ eteğine kar,
soba kurduran,
ve yıkılan her ağaç yanına kâr,
kaç nala koştuğuna benim matematiğim yetmez,
iyisi mi bir filozof sevmeli,
mağrur bir seyis
mağdur kaşağı
kaşıdıkça kazır yüreği,
kaybediler rüyalar gibi,
iyisi mi dedektif sevmeli,
doğmak klişe ölmek zorunluluk bu hayatta,
iyisi mi gassal sevmeli,
anadolu bellemiş bu acı yüreğimi,
bilmem kaç padişah,
kaç savaş
kaç millet görmüşte
bir seni unutamamış,
iyisi mi yine 
seni
sevmeli,

aciz metal

gözkapaklarımdan bile daha hızlı kapı,
açılıp kapanmak adına,
ölümsüzlük yolunda simyacılarla yarışmakta,
uyku nedir bilmez
kalabalık ve yalnız menteşesinde,
noel babayı almayınca içeri,
eskici eskisine karışmış hediyeleri,
geyikleri haciz olmuş
dört tekerlekli bir araba da,
mevsimden habersiz
zira pervasızca geçip gitmiş gözlerden
beyazı soğuğa karışmadan,
zaman dedi noel baba ruhundaki ürkütücü yâre,
kolunda çarpışan aciz metal,
ve karşı da duran kum saati,
fakat çölde ki kumlar habersiz bu zamandan,
kadere küfretmekten mütevellit belki de,

19 Aralık 2017 Salı

kum torbası

koşar adım çocukluğuna giden adam
sakallarına takılıp düşmüş,
yapsa da elleriye kum tepeleri
bir dalga da yerle bir olmuş,
yalnız adam
kum torbası geceye yumruklarını savurmuş
dönüp dolaşıp kendine kanamış,
gözyaşlarına ağlamış,
tedavisine silik muayene odasında
cevap verememiş,
her mektup biraz tedavisiz
her adam biraz aşksız kalmış
kanatları olmuş adamın,
dönüp dolaşıp kendine konmuş,
yakışıklı mahkum,
vurun demiş vurun ben ölmem,
serseri bir yargıç
asılmasına karar vermiş
kravatlarının yanına,
ve acımasız
ve yalın
ve soğuk
ve ölü,

gölün manzarasını seven toplum

kavun rengine döndü mevsim,
üstüme yağan hüzün
lezzetli geliyor bana,
en çok da akşamları üşüyorum,
perdeyi araladığımda
odama sızan ışıkta buluyorum huzuru,
ateşe veriyorum od'unu,
odama sızan ışıkla gelen huzur,
tırnaklarımı koparıp kayboluyor,
dağın manzarasını dağdan,
gölün manzarasını gölden daha çok seven toplum,
beni neden bir köşeye atsın,

yanıldım

seni sevdiğim gün şair olmaya karar verdim,
seni sana şiirle anlatabileceğimi sandım,
yanıldım,
sen yüreğimde,
şiirlerden de güzeldin,
yine yanıldım,

şeyh

buraya kadar eşeklerle geldim,
gurbet kuşları doldurdu yaylaları,
kendime bir yer bulamadım aralarında,
yaşayabilmek adına
yalnızlık dergahı kurdum
şiirleri şeyh
kalemleri mürid yaptım,
kuşlar gözcü oldu sebepsiz cinayetlere,
artık taşıyamıyor eşekler
ceset torbalarını,
buradan sonra yoluma
katırlarla devam edeceğim,

5 Ağustos 2017 Cumartesi

katmerli acı

katmer katmer katmerlenen bir acı bu
ocakbaşında tüten bir dumandan arda kalan,
henüz yağmuru dinmiş şehrin sokaklarından
süzülüp gelen itfaiyeye muhtaç bir acı,
benim acım,
ağaçsız bir kiraz, aciz bir kul kadar kırmızıya boyamamıştır gözlerimizi,
ressamdan hallice kalbimde ki bu çizikler,
üstünden arabalar gelip geçsede,
hala güneş enerjisiyle çalışıyor anılarım,
hiç ses etmiyor delip geçen rüzgara,
açıp kollarını bekliyor dinmesini,
konuşup bekliyor dinlemesini,
ve
ben
dünden kalan bir çorba bulup,
ısıtıp,
acımı da katıp,
içiyorum,

korkak

gemi olmaktan değilde,
batıp çıkamamaktan,
toprak olmaktan değilde
korkak olmaktan korkuyorum,
ya da uçurtma uçururken ipine dolanıp
peşinde savrulmaktan,
çünkü hava da uçan şeylerin güçlü olduğuna inanırdım küçükken,
hala büyümedim kederden,
senin bir uçurtma olabilmenden korkuyorum,
tellere takılıp yitmenden,

vaha

cahiliye döneminden kalma bir aşk bu,
hani çöl çöl gezen muhacir gibi,
belki de ensar,
bilmiyorum,
böyle hani "yok deve"
dedirten cinsten,
ve evet,
yok deve, yürüyorum,
ayaklarımın derisini kum tanelerinde bıraka bıraka,
yenilerini koyuyorum yerine, kalbimden koparıp,
vaha da değil gözüm sonsuzlukta,
ölümü sevmiyorum ayakkabılarımı sevdiğim kadar,
gölgemi de alıp,
gidiyorum,

orhun kitabeleri

ekmeğimi taştan değil,
topraktan, çıkarıyorum
arpa da buğday da sensin,
yalan yok,
ben bir tek seninle oturuyorum sofraya,
orhun kitabelerinden de karmaşık yüzün,
orhun kitabelerinden beri bu hüzün,

kayık

bazı renklerin güzelliğine kelimeler yetmez olmakta,
sular mı çekildi
yoksa kayık mı kaçtı sudan,
renklere sor,
gökkuşağını bekleme, dağlara sor,
ve
gülü kurut,
hasatımı toplayıp
sattım
beni de unut,
atımı da bırakıp gittim,

ağrı

sıralanması muhtemel koridorlara ağrıların,
iyileşip iyileşmemesi umrumda değil,
bekletmeyi ve bekletilmeyi öğrettim onlara,
haberim olmadan, yer altından usul usul geçen su borularıyla taşınmış hayat,
üç gün içmezsem, ölürmüşüm,
sonra Kerbala olur hayat,
dönüp kendine dersin,
sen kim kendini o insanlarla bir tutmak kim!

çer çöp

uzaklaşıyorum bu düzenden,
patlıcan rengi adımlarla
düşe kalka
yalnız,
görmüyorum artık
göze batan çeri çöpü
bütün ikilemelerin canı cehenneme ,
beni yalnız bırakan bir sokak kedisinin canı kadar kaldınız,
o kadarınız bile engel,
yaşamama,

huzursuzum

kuş cıvıltısıyla beraber,
sevdiklerimin kıyısından dönerken yakalandım yağmura,
elimdeki mum hala sönmedi,
şaşkınım,
evimin en güzel yerinde kaktüsler,
kitaplarımla beraber,
bir tek bu dikenli ruhuma acırım,
ve silahın icadından bu yana,
huzursuzum,
huzursuzum,

baca

ne kömürle çalışıyor,
ne de şehirleri hızlı hızlı geçiyorum,
insan falan da taşımıyorum,
hasret hamalıyım ben,
dolunay renginde
şiir taşıyorum pencerelerinize,
kapıdan kovsanız,
bacadan girecek kelimeler getiriyorum sizlere,
ve bırakıp gidiyorum,
izninizle,