23 Aralık 2015 Çarşamba

yalınız!

yalnızlıkla yoğrulan yüreğin mayasında bozukluk olmaz,
yalnızlıkla beslenen ağaç kurumaz,
yalnızlıkla doğan güneş batmaz,
yalnızlıkla düşen kar erimez,
yalnızlığa doğan can tek seferde çıkmaz!

cam

sıcağı soğuğa katık edip sabah, öğle, akşam alıyordu, bunu yaşam standartlarına uygun olarak yapıyordu. buz tutan ellerini bardak bardak sevgiyle ısıtana kadar yüzü gülmedi, cam kenarlarını da pek sevmezdi, insanların yüzlerinden iğrendiği için de kendini kitaplara verdi, o gün bugündür, hem elleri hem yüreği sımsıcak...
ortak şeyleri düşünemeyebiliriz, ama okuduğumuz şeyler aynı olabilir

tablo

bedenimin danteli kalbim,
damarlarımla birlikte ilmek ilmek işlenmiş,
dedemden kalma eski bir radyo,
çalıyor
gözyaşımda demlediğim çayım,
bağrımda pişen bir çift yumurta
ve yüreğimden düşen umutlarımla beraber
dinliyorum
zira umudun fakirin ekmeği olduğu konusunda söylentiler çalkalanıyor,
fotosentez yapan yastığımda yeşeriyor gün,
mevsimler halının üstünde değişiyor
duvarda asılı bütün tablolar
al kağıdı kalemi,
kılıcın ulaşamadığı yerlere ulaş
çünkü kalem;
gönlümün elçisi...

çan

koyunlar inekler akşam ezanı gelmeyince tahta kapıya doğru, meraklanır çan sesleri dinlenirdi, kulak kesilirdi ev ahalisi,
her koyunu kendi yüreklerinden asarlardı kurban vakti, eski bir pencereden bakardı nine; bastonu başlığında asılı yatağından