22 Mart 2013 Cuma

Yeryüzü Haram.

Yüreğimin parçaları yansımış bugün gökyüzüne, 

Güneş bir kez daha doğar mı, yine yansıtır mı, ısıtır mı iliklerime kadar benliğimi.
Nefes almanın güç olduğu bu yetim günlerde okyanuslar doldurabilir mı acaba ruhumun derinliklerini,
Tanrım!
Bedenimin aynası olan gökyüzünün maviliğinde, kağıttan bir uçak yapıp gezebilir miyim?

8 Mart 2013 Cuma

Yapma!


Kentin kalabalığı mı?

İnsanı yalnızlaştıran,
Yoksa gözlerinin uzaklığı mı? 
Bu bedeni nefessiz bırakan.

Yoldan geçen arabaların gürültüsü
Akan zamanın karşı konmaz gücüne eş
Yokluğundaki o eşsiz büyü ile
N'olur öldürme bu küçüğü.

Işıksız'larım





Buğulu camlar ardı soğuk
Kime sığınsam bu ıssız gecede, bilemiyorum.
Siyahlar içinde;
kötü bir yerde,
kötü bir zamanda,
kötü bir anda
Koşuyorum
Yuvasından kaçıp kurt sürüsünün 
arasına düşen bir tavşan misali 
çırpınır dururum.

Kurtlar, çakallar hepsi kalleş
Gözlerimde kokuşmuş koca bir leş.

Bu kıskaçta, bu kızgın yağda piştim
Ateşten,
Bu kör kuyuların en derin, en karanlık gecesinden
Kurtar beni ey Güneş!

2 Mart 2013 Cumartesi




Bana öyle geliyor ki;
Bu Sosyal paylaşım sitelerinde veya iletişim araçlarında bile anlatacağın şey 140 karakter, 6 mesaj uzunluğu ve buna benzer şeylerle kısıtlanıyorsa, evrensel olarak;
Tam anlamıyla bir ifade özgürlüğünden bahsedilemez.
İklimim hiç değişmez benim,
Kışları; soğuk ve yalnız.
Yazları; sıcak ve yapayalniz...

A-aa Deli Bunlar!

Artık oksijenimiz bile tükenmeye başladı.
Büyük büyük evler,uzun uzun yollar arasındaki ağaçların fotosentezi yetmiyor artık.
Her şey doğallığını yitirmeye basladı; İnsanlar da öyle sivri dillerini, kem gözlerini rujla, boyayla kapatmaya çalışıyorlar.
Kararmış kalpleri ise hep açıkta,kıçları da açıkta kalmış olacak ki hepsi üşütmüş.

Stopped

Otobüsten inmeden önce ''duracak'' butonuna basmayı tutku edinmiştik, küçüklük tabi çizgi filmleri bekledik heyecanla, akşamları saat 8'de uyuklardık, uçurtma peşinde, bisiklet üstünde yorulurduk epeyce, bir kenarda uyuyakalırdık öylece...
Gece; Bizim için sadece uyku demekti, bilmezdik gecenin ürkütücülüğünü, sessizliğini. Sabah uyanır, apar topar kahvaltıyla birlikte, atıverirdik kendimizi sokaklara...
Okuduk, çalıştık, büyümeye hayatı öğrenmeye başladık, ağzımız bozuldu, düşüncelerimiz köreldi.
Daltonlara kızardık hep, ama bizde en az bir kez dalton olduk, gönül çaldık, gülüş çaldık. Fakat bu hayattı ve bu yanımıza kalmazdı. Bir Redkit mutlaka çıktı karşımıza.
Aşk: Gölgesinden bile hızlı ele geçirirdi bizi, anlayamadık, kimimizi kalplere tutsak etti, kimimizi toprağa...
Zaten bir zamana engel olamadık, birde aşka.
Evet, hayatımızı karakterle tanımlıyoruz fakat hayatımızda yer alan karaktersizleri unutmak olmaz. Bu filmde başrolü hep onlar işgal ediyor asıl; bu iki kelime bile fazla onlara...
Unutulmayanlarda var tabi, unutulmayacaklar.
Hayatının yerine koyarsın onları, gelişine bir ömür biçersin gidişini tahmin edemeden.
O nasıl bir gitmektir öyle, nefes alamamanın başka bir lisanda ki anlamı adeta, öyle bir gitmektir işte ve hep beklersin;
O gelecek....
Çok şükür yaşıyoruz, gördüklerimiz göreceklerimizin bir tezi, neler görecek daha bu bedenlerimiz ve bir gün bir yerde Azrail basacak kalbimizin ''duracak'' butonuna.

Yalnızlaşmış Adımlarım



Havanın soğukluğunu hissedince iliklerde
gözlerinin buğusunda kayboldum yine
sensizliğin ayazında bir başıma
Adını sayıklaya sayıklaya
yürüyorum bu şehirde
ellerim cebimde...

Suların yıkadığı bu ıslak sokaklarda
biliyorum bir gün ulaşacağım sana.
Kafamda bin bir türlü dert ve sen ile
yürüyorum bu şehirde
ellerim cebimde...


Ne arayanım var ne soranım
Kimliksiz şehirde, sensizlikte yankılanır her adımım
Kulağımda kulaklık, değişen müziklere kapılmış bir halde,
yürüyorum bu şehirde
ellerim cebimde..