21 Aralık 2014 Pazar

''iyi'' gibi bir kelime kalıbına sokamıyorum
kendimi
kötü de değilim elbet.
Ama neye koysam kendimi ya eksik
kalıyorum
ya da fazla.
dolduramıyorum.

Yalnızlık

Yalnızlık, 7 milyar insan dolusu Dünya'nın en çelişik kelimesi.
Bu aşinalığımız ondan, çelişiğiz baya baya.
Çaba harcamak gerek bundan kurtulmak için, çaba harcamak için fedakarlık gerek, fedakarlık için yürek gerek ve en önemliside bunların hepsinin bir arada olması gerek...
Biz sevdiklerimizi hüzünle yoğuran insan topluluğu, öylesine mütevazi bir yaşam gözümüz alçaklarda
hayallerimiz gibi.
Gerçekleşmemek üzere kurduğumuz hayaller.
Hiç bestelenmemiş şarkıları dinlemek hiç yazılmamış kitapları okumak ve hiç sahnelenmemiş tiyatroları izlemek 
Bizim işimiz!
Bunun tek getirisi koca bir yalnızlık bol miktarda gerçekleşmeyek hayal ve sonsuz hüzün...
Koltukta oturmuş yaşamaya nerden başlayacağımı düşünüyoruz adeta, sonra sıkılıp bırakıyoruz.
Mutluluk soğuk
Havalar soğuk
Hüznümüz bizim sıcaklığımız.
Prospektüssüz bir hayat.
Zaten toplum olarak küçük yazıları okuyamıyoruz.

16 Aralık 2014 Salı

İstanbul dahil

Elbette insanlar seni üzecektir.
kimi şehirde bu hüzün fazla kimi şehirde az miktarda.
Fakat şehrine göre değişir bu tat,
bazı şehirler
hüzün yaşamak için kurulmuş adeta.
bazıları hüzünlendirmek için...
mutlu eden şehir görmedim.
İstanbul bile üşütüyor bu ara,
düşünsene
Fatih’in gemilerini karadan yürüttüğü İstanbul bile!
Yine de bağışıklığın her şeye hazırlıklı olsun,
sen yine de o gülen yüzünde
sen yine de o güzel yüzünde
erit gözyaşlarını.
Anlat içini, dışına.
Acaba iyi bir şey mi yabancı insanlarla konuşmak,
evet iyi bir şey.
İnsan en çok kendine yabancıdır, bazen.
Ama kendi kendine konuşana deli diyorlar;
bu insanlar ne diyeceğini bilmiyorlar.

13 Aralık 2014 Cumartesi

Dünya'nın regline kan'dım.
Öyle mide bulandırıcı.

Eskici

Ahmet Arif’in hasretinden eskittiği prangalarını, makul bir fiyata üç tekerlekli arabası olan 2 çocuk babası bir  adama sattık, zira anlatamamıştı kendisini ne de olsa anlatılmayan her şey geri dönüşmeye mahkumdu bu ülkede.
Geri dönmeye değil,  geri dönüşmeye.
Biz hep geri döndüremediklerimizi dönüştürmeye çalıştık,
bir anıya, bir kabusa hatta zaman zaman bir kurbağaya.
kamyonların moloz yığılı kasaları bu kurbağalarla dolu ve her birimiz bir Sabahattin Ali’yiz, dün bugün ve yarın adına.
Bilimsel çalışmalardan sıyrılıp, bu pis’imsel  çalışmalar arasında toz da biz olduk dumanda.
Tanrı elbette Dünya’yı temizleyecek bizden.

29 Kasım 2014 Cumartesi

Artık ateşe daha yakınız bu günlerde, hava durumu raporları bizi alakadar etmiyor, üst üste giyiniyoruz lahana gibi elimize geçenleri. Güzel görünmek değil derdimiz, güzel ısınmak.
Cümlelerimize özenmiyoruz, kelimeleri süzmeden, alalade bir sesmiş gibi kullanıyoruz, bir şeyler söylemek değil derdimiz insanlara cevap verme ihtiyacı yalnızca.
Borsa bugün de umurumuzda değil, dinlediğimiz şarkılarda bugün bir başkasını bulduk belki de...
Sonbahar da yapraklarını parça parça döken ağaç kadar olgun, başka şehre göç eden kuşlar kadar korkak olucaz artık.
O sayfalarca yazdığımız kahramanlarımızı yalnız bırakıp dertten öldürücez.
Çünkü sonunu biliyoruz: ya ateş giricez, ya da ateşi söndürücez.

28 Kasım 2014 Cuma

g

Cemal, Özdemir, Nazım hepsi bir oldu,
Şiir etti seni hayatımdan bu şairler.
Güneş gözlerimi üşütüyor,
hava içimi yakıyor,
yapraklar sağa sola gitmesin can bulduğu ağacın gölgesinden diye var yer çekimi.
Tüm kuvvetini buna adamak derdi.
İnsanların yeryüzünde olması bahane, bu yüzden dört bir kıtaya dağılışımız...
Bu şehir sen yaşayacaksın diye kuruldu,
yoksa deniz kenarı sahil kasabasında bir türkü tutturmak dururken bu bozkırda işi ne?
Belediye senin için düzenledi bu şehri, yeşili, kaldırımları seversin diye...
Ve sen tüm bunlara ihanet ettin diye başladı bu kentsel sövüşüm.

26 Kasım 2014 Çarşamba

Yazım Yalnızı

Gece içine çekiyor beni böyle midesine kadar, kokuşmuş kilolarca olup doymak bilmeyen biri gibi...
Sonra geri kusuyor, beni pislettiği yetmez gibi çevremi de çekilmez hale getiriyor, kendimi temizlesem bir adım atınca yine kirleniyorum.
Mevsimlerden soğuk, hava üstüme titrer sanırdım, meğer ben üşüyor muşum. Yıldızlardan seni dilemek niyetim, fakat biri bile yok havada.
Bu kadar çok insan içinde bu kadar çok tekbaşınalık, sanırım bu benim lanetim.
Türkçenin en güzel kelimesi adın, fakat biz senle yan yana gelip bir cümle bile olamıyoruz, 
Bir başıma anlamsızım, 
Yazım yalnızıyım.
Başlı başına bir roman varlığın, sürükleyici. 
Daha taze bir cinayet işlenmiş kentte ve kan kokusu bulaştı ayakkabıma.
Faili meçhul bir katilim şimdi ve her adımım nefs-i müdafa.
Seni unutur belki uzuvlarım, yolda görür kafamı öne eğer giderim. 
ardımdan seslenirsen eğer, adım tecahül arif.

22 Kasım 2014 Cumartesi

O Palyaço Benim.

Ne renk bu hava?
Hangi yıldızlar bana yol gösterecek?
Değişen her şey adına bu mevsim aynı kalabilecek mi?
 Papatyanın kumarı yine üzecek beni
zira diyecek o kadın hiç sevmedi seni.
hazmedemedi bunu yağmur, durmadı, şehri kire bulayan insanları evlerine tıkadı.
Daha fazla ayak basmayın dedi, beni sokaklara attı.
Ben kirletilmiş bi anıydım oysa, temizlenemeyen.
Islaklığımla kaldım.
Bahar yalnızca bir kadın ismi bu mevsimde, belli ki Son'u gelmişti.
Fakat karıncalar sel baskınında hangi yetkilileri çağıracaktı, hangi kahvehanede kentin alt yapı yetersizliğinden dem vuracaklardı.
Karanlık çöktü, sokakta kimse yoktu,
ben de Turgut abiyi görürüm diye göğe baktım.
Ve dedim ki O Palyaço benim.

11 Kasım 2014 Salı

(...)

Hüzün dolu zamanların sebebi nedendir bilinmez,
araştırmacılar -ki araştırma yapmadıklarına adım gibi eminim- mevsimler diyor.
acaba mevsimlerden mi böyleyiz.
bilmiyoruz.
Belki de insanlardan...
Zira insanlar, mevsimlerden daha çabuk değişiyor.

Başlık

Havanın soğuğu, sigara dumanlarıyla seyrediyor.
Bunaldım. İnsanların dertlerini döktüğü sigara neden beni huzursuz ve rahatsız ediyor?
Kalbim sıkışıyor, zaten başka da bi boka yaramıyor. Sonra kaldığı yerden atmaya devam ediyor, çocukluğumdan...
Doğuştan yeteneksiz besbelli, dolaşım sistemi bile şikayetçi.
Yürüyorum....
Basılmaması gereken çimenler üzerinden yürüyorum, kızıyorlar mıdır?
Canları yanıyor mudur acaba?
Umurumda değil, varacağım yerin yolunun üstünde olan onlar, ama şundan eminim ki düştüğümde bana pamuk hissi veren çimenlere, ihanet ediyorum. Yazık!
Kötü biriyim.
Nereye gideceğimi bilmiyorum, çimenleri üzdüğümle kaldım.
Yürüyorum. Hava hala soğuk fakat içimde ki yangın karşı kaldırımda duran kızın sigarasını yakabilir, ateşin var mı dedi.
Yok, dedim.
Oturuyorum...
Mevsim normallerin de bir çay söyledim.
Çayı bekliyorum, çay geldi, çayı içiyorum...
Hangi mevsimi yaşıyorum bilmiyorum, yanıma bir yaprak düştü, sarı.
Ağzımdan çıkanla gözümün gördüğü bir değil.
Ama o kaldırımda ki kız sigaradan ölüyor, yavaş yavaş haberi yok. Neyse.
Havayı içime çektim, öldüm.

10 Kasım 2014 Pazartesi

Kendim!

Toplu taşıma aracında kaybolan çocuk hüznü
Bulduğu boş koltuk kadar sahip çıkılmamış
Güneşi gözüne vurur, ses etmez
Soğuk tenini üşütür, dur diyemez
Nerden geldin buraya
hangi durakta bindin hayata
Hangi masalın kötü karakterisin be adam
Hangi gözün retinasısın, körelmiş.
Sen kimin kurşun kalemisin, çürümüş.
Hangi katilin ciğerisin, kararmış.
Hangi evrenin gezegenisin, sonu gelmiş.
Neden ağlıyorsun.
Heyy!
Sen nasıl adamsın lan, hiç sevilmemiş.

9 Kasım 2014 Pazar

(...)

Sev dedin sevdim, çok sevdim.
Şimdi gittin, sevme diyorsun
Ama ben senin her istediğini yapamam ki...

Dolunay

Hüznüm, dolunaydan mı?
Sevmedi mi beni, neden sevmedi ki
bende karanlığım en az gece kadar,
bende de kayboluyor insanlar en az gece kadar,
bende de ağlar insanlar en az gece kadar,
bende de uyur insanlar en az gece kadar,
bana da kasvetli bakarlar en az gece kadar,
Olayı kişiselleştiriyorum mu?
Dolunay beni nasıl sevmez?
Ama dolunay beni sevecek, ben sevilmeme hakkımı insanlarda kullandım.
Ahh ne çok sevilmedim, yalnız iyi sevilmedim, baya....
Bu dolunay beni sevecek en az gece kadar!

8 Kasım 2014 Cumartesi

Her şeyim ortada, apaçık

Utanacak
acılarım, hüznüm, sevgim.
Benden.
Gösterisine gelinmeyen ilizyonist bendim, 
kendi kendimi kaybettim, 
kendim şaşırdım, 
kendimi bulamadım.

26 Ekim 2014 Pazar

Başkaldırı

Saatlerin geri alındığı iyi oldu, artık acımı bir saat eksik yaşıyacam, karanlık artıcak...
Dünya ruh halime bürünecek, ben seni 1 saat daha fazla sevicem.
Karanlığın ortasıda yolumu bulmak içinde seni yakıcam kalbimde.
Ne yakıtlara gelen zamlar, ne de apartman aidatı umurumda olmayacak.
Çocuk yetiştirmenin püf noktalarını anlatan seminerleri gereksiz bulup yine seni düşünücem.
Toplu taşımalarda boşluklara ilerlemicem, yaşlılara yer vermiyecem, kırmızı ışıkta geçip korna seslerine boğucam şehri, bacalardan çıkan o duman ben olucam.
Kapı önlerine, cami avlularına bırakılan çocuklar da ben olucam.
De/da'yı ayrı yazmıcam.
Yemeğimde kalan son lokmaları yemicem, sokak kedilerini yine sevmicem, ayakkabılarımı silmicem, saçımı taramıcam, yemek yemicem. Azrail geldiğinde ölmücem, ben sadece seni sevicem, sadece seni.
Ben bir saatim geri al beni.

23 Ekim 2014 Perşembe

(...)

Sokak aralarında şiddetli kavgalara şahit olduk, fiyakalı abilerimizin yumruklarını izledik.
Kim dövüyorsa onun yanında olup destekledik, zafer bizim oldu. Dağılın derlerdi büyükler.
Biz fiyakalı olamadık, sokak aralarında dövüşmedik; 
ama
şiddetli sevmelerimiz oldu, 
teke tek sevmelerimiz oldu,
biz sevince bütün dünya bizi izliyordu.
tabi fiyakalı değildik; doğal olarak da sevilmeyi tadamadık.
Kavga da bile söylenmedi adımız,
aşk mı?
haşa... 
Biz de sevdik.
Ne sevenimiz oldu, ne de zaferimiz.
Dağıldık.

19 Ekim 2014 Pazar

Ben senden ne yar olmanı istiyorum ne yara.
Bir keresinde beni anlamıştın, belki yine anlarsın.

Benden Kafka olmaz, olsa olsa kaka olur.

Milena.

30 Eylül 2014 Salı

Sonsö(u)z

Zayıfım, kelimelerin arkasına saklanabiliyorum, o koskoca insanlardan alıp başımı gidiyorum, noktalama işaretlerinden
hoplaya zıplaya sıyrılıveriyorum, insanlıktan kaçabilidiğim kadar kayboluyorum cümlelerde.
Kağıtları örtünüyorum üstüme, kalemin mürekkebinde arınıyorum...
kendimden,
bir nokta oluyorum,
bazen
bir harf
bir hece
bir kelime
bir cümle
bir deneme
bir  roman...
Yetmiyor diyorum yetmiyor!
Düşersem eğer sayfa sonundan , kitap ayracı ile kaldırın,
Sonsöz'e koyun beni.
Ve dillerinizde, sonsuz olayım.

19 Eylül 2014 Cuma

....

Yağmur yağarken gülümsediğimi düşünüp, damlaları hissettim iliklerimde.
Tanrı insanlığı resmediyor, günahları, sevapları, kiri pası su ile temizliyor...
Her temizliğide resmediyordu, şimşek flaşıydı dünyanın ve tanrı en güzel sanatçısı kainatın.

12 Eylül 2014 Cuma

Büyüdüm

Yazıyorum bir çizgi üzerinde, o kelimeden o kelimeye atlıyor aklım, beynim.
her kelimeden sonra bir taş atıyorum oraya zıplıyorum, kanguru gibi heybeme koyuyorum acıları.
Acılar.
Gülücüklerimden ardına saklanan zamanlar, zamanın sıkıcılığıyla yoğrulmuş.
dertleri biz olmuşuz.
santim santim işliyor tenimize, hangi metre, cetvel ölçer bu hayatı.
Vücudumuzda ki damarlar Dünya'yı 2-3 kere dolaşırmış.
Acılarımızı uç uça ekleyince ne olur kim bilir.
Sararmış tenimizle mevsime ayak uydururken bir bir dökülüyoruz toğrağa, suya havaya.
Ne memnun kaldık hayattan, ne de umutlu.
Sahi Allah'ım bütün sevinçleri nereye kaldırmış, biz büyüdük.

17 Ağustos 2014 Pazar

Martı

Deniz ile martı arasında ki bağdan istiyorum.
Onları kıskanıyorum, sinirleniyorum, deliriyorum.
Oysa bende canlıyım, tutkunu olduğum bir şeyin üzerinde olamıyorum, üstünde yürümek istiyorum, onu üstten seyretmek istiyorum.
Ben simitlerimi çayla değil, deniz suyu ile yemek istiyorum.
Vapurlarla yarış yapmak, çocukların parmakla gösterdiği canlının ben olmasını istiyorum.
Yalan söylemek istemiyorum, 
sevmek istemiyorum,
Sevilmek istemiyorum,
Nefret istemiyorum,
Kıyafetler istemiyorum,
para hiç istemiyorum.
Çok şey mi istiyorum?
Çok şey istemiyorum.
Çok çok şey istiyorum...
Martı olmak kolay değil.
Bağışla beni Allah'ım
Ben sadece martıları kıskanıyorum.

Yaz dostum.

Bir yerden bir şeyleri koparıp almak kadar basittir yazmak, bir o kadarda zor.
Ya kanatır parmaklarını, ya da elinde kalır hissetmezsin bir şey.
Bir başladım mı gelir gerisi.
Hayata başlamak kadar çetrefillidir bir bakıma, bir gebe kalmadır, bir doğuştur.
Ama bir başladım mı gerisi gelir.
Yemek yemek kadar basittir, bazen. Açlık sırana göre dizersin, en sevdiğin kelimeler hep azdır, onları ya sona saklarsın ya da aralara serpiştirirsin,
Fakat bir başladım mı gelir gerisi,
Bazen de gelmez, öyle bir gelmez ki inanamazsın, alfabeyle savaşırsın, düşman olursun. Duygu savurursun her tarafa, ya çok seversin, ya da çok nefret edersin.
Hatta anılar...
Anılar gelir aklına, küçükken dersin, ben küçükken hiç bu kadar küçük olmamıştım.
Lakin bir başladım mı gelir gerisi, her zaman değil.

8 Ağustos 2014 Cuma

Ruh sana.

Ruhumuz, hiçbir paragrafın giriş cümlesi olamıyordu,
hiçbir şıkkın doğru cevabına atanamamıştı.
Türkiye'de ki boşta öğretmen sayısı ile eş değerdi.
yahut bir bitki de çiçek olamamıştı, ya sapıydı, ya da kökü.
çocuklara alınan bayramlık olamamıştı, sıradan günlük kıyafetti, ya işenmişti üstüne ya da yemek dökülmüştü.
Şöyle bir şelale olamadı doğada, olsa olsa bir bataklıktı fabrikaların atık yuvası olan.
başarılı bir öğrenci olamadı okulda, ya sınıftan atıldı, ya da ders alınmadı.
Aslına bakarsan ruh kendine bir yol bulamadı, çok istedi sevilmeyi, en çok nefret edilen yine kendisiydi.
Bedenle aynı yerde olamadı, ya içindeydi insanın, ya da dışında.

13 Temmuz 2014 Pazar

Herhangi bir yazı

Hayat seçiciliğimizi aldı elimizden, içimize çektiğimiz moleküller gibi kavramlar, canlılar.
Herhangi bir şey bağzı şeyler, bağzı şeyler herhangi şey.
İnsanlarda herhangi bişey.
Tiksindiğimiz insanların nefesleriyle, sevdiklerimizin nefesleri aynı atmosferde buna engel olamıyoruz, olmayı deniyoruz, deliriyoruz.
Biz hiç akıllı olamadık.
Olmayı denedik, istedik ama olamadık.

7 Haziran 2014 Cumartesi

Gün(b)aydın

Gece yolculuğunun verdiği haz ve yapmış olduğu can sıkıntısı arasında gidip gelirken gökyüzüne kaldırdım kafanı, kendini örtmüş bir çarşaflı kadın gibi simsiyahdı, göz gözü görmüyordu.
Dağ tepeleri görünmeye başladı, nerede olduğumun önemi yoktu, batıdan doğuya yaptığım bir yolculuk olarak varsaydığım seyahat, artık niyetini belli etmişti. Geldiğim yerden bir farkı yoktu gideceğim yerin, örneklerle açıklamıştı yollar, düzlükler, evler, insanlar....
Koca küpten, 3 adet altın çıkması gibi bir hayalkırılığıydı bu, aslında Dünya başlı başına bir hayal kırıklığı.
Sağlam olan hayallerimiz yok.
Hayallerimiz ya gerçekleşmiş, ya da gerçekleşmemiş.
Bizi bağlayan, tutku yaşatan ve o uğurda yaşatan hayaller rüyalarda dahi azaldı.
Güneş kendini gösterdi, karanlığa yazılabilecek sayfalarca kelime ve cümle varken, aydınlık öylesine mide bulandırıcı.
Gün(b)aydın.

2 Haziran 2014 Pazartesi

Bazen gözleri konuşurdu,
gözlerini tıpkı ağzı gibi kullanırdı,
bakınca anlardım,
gözüne baktım, ıslaktı,
su içiyor sandım,
ağlıyormuş,
ağlarken görmemiştim
bilemedim.

1 Haziran 2014 Pazar

ne kadar uzak olsa,
o kadar iyiydi,
o uzağı çok sevdi,
fakat uzak onu sevemedi.

22 Mayıs 2014 Perşembe

Yağ-murta.

Yağmur içine içine işliyor şehrin, Tanrı alt yapısını kontrol ediyor. 
insanlar yollarında kafalarına kafalarına zamansız gelen damlalardan kaçışıyor.
Silecekler bir bir hayret ediyor, camlarda bir ileri bir geri gelirken. 
Baharın hüznünü bulup çıkaran kainat, insana kusuyor kinini.
Manavın marulları ıslatıp canlı göstermesi gibi, dünya daha bir canlı şimdi gözümüzde.
İliklerimize kadar canlıyız.

20 Mayıs 2014 Salı

Bazen sırf insan olalım!

Bazen sırf cevap vermek için yazarsın kendini iyi hissetmek veya karşıdakinin kendisini kötü hissetmemesi için.
Bazen sırf mesaj atmak için atarsın kendini iyi hissetmek veya karşıdakinin kendisini kötü hissetmemesi için.
Bazen sırf dişlerini gösterip gülme hamlesinde bulunursun kendini iyi hissetmek veya karşıdakinin kendisini kötü hissetmemesi için.
Bazen sırf konuşmak için konuşursun  kendini iyi hissetmek veya karşıdakinin kendisini kötü hissetmemesi için.
Bazen sırf sevmek için seversin kendini iyi hissetmek veya karşıdakinin kendisini kötü hissetmemesi için.
Bazen sırf yaşamak için yaşarsın, kendini insanlıktan soyutlamamak veya Tanrı kendini kötü hissetmesin diye.

5 Mayıs 2014 Pazartesi

?

Siz hiç avazınız çıktığı kadar bağırabildiniz mi kalbinizle, bir göz kırpma mesafesinden, hudutsuz gönüle?
Siz hiç el yakıcılığı kıvamında yanan mumun dibi oldunuz mu?
Siz hiç adınızdan başka birşeyle anıldınız mı?
Sizin hiç konuşamadığınız oldu mu?
Sahi siz hiç sevdiniz mi?

27 Nisan 2014 Pazar

Gökyüzü çekmiş yorganını geceye, 
ruhlar sarhoş insanlar dingin....
Huzuru aramaya çıkan karıncalar elleri boş dönmüşler toprağa,
toprak kokusunu içine çeken kuşlar terketmişler diyarı,
insanlar ölmüş,
umutlarda,
yalnızlar da.
''İnsan insanı nadasa bırakmalı''

11 Nisan 2014 Cuma

Dirilme

Güneş ışıkları, diğer yarım küre ile aldatırken bir diğerini, çiçekler yine umutla bekler oldu. 
Aydınlatan şeylerin aldatıcılığına alışmıştı toprak ve öyle kabul etmişti.
Çünkü ihtiyacı var, aslında bugünler de birilerinin bir şeylere hep ihtiyacı var. 
Umut yitirilmemesi gereken bir şeydi ve tabiat ana bunu en iyi yapan tek canlıydı.
Soğuğa, ayaza, düşen yapraklara rağmen

Toprak kokusuyla yeşillenen mevsim için parti verilmesi kararı alındı. 
Bununla birlikte arılar işe koyuldu, her çiçeğe gidip haberdar ettiler. 
Karıncalar, yer üstünde ki pislikleri toprağın altına saklamaya koyulmuşlardı.
Kuşlar neşeli neşeli şarkılar söylüyor, baykuşlar nöbet tutuyordu.
Ağaç altı gölgelikleri yalnızlar için ayrılmıştı. 
Herkes davetliydi bu partiye, gece hariç.

4 Nisan 2014 Cuma

1.

Seninle ben bir evin tabanı ve tavanı gibiyiz. Şimdi bir deprem beklerim bizi kavuştursun diye.

2.

Saat 00.00 Yine bir yalnızlıkta adım geçmiş olmalı.

3.

Bluetooth, wifi misali yaşadık aşkı, birbirimizden uzaklaştıkça koptu bağımız.

4.

Aşkı hep omzumda taşıdım, baş üstünde tuttum. Ama nankör çıktı. Sonuç olarak kafama işedi hep.

5.

Öğlen güneşinden kurtulmak için bir ağaç gölgeliği yaşanıyor aşklar. Sonrasında bir bakmışsın akşam çökünce hepsi ayrı bir yana dağılmış. 
Hepsi ortada. 

6.

Hani derler ya kanı bozuk diye. Sende öyle bir durum yoktu. Fakat Kan grubundan beli herkese verdiğin.

7.

Karşınızda ki kişi size karşı bir şeyler hissetmiyorsa, organlarından şüphe edin, uyurken kesin akciğeriyle kalbi yer değiştirmiştir.

8.

Kum saatimin kumları hep dışarı aktı, zaman hiç geriye çark etmedi, gidenleri hiç geri getirmedi.

9.

Gönlümden ne koparsa sevmeye çalıştım, parçanın en büyüğüde sendin.

10.

Üstüme sardığın Aşk kabuğunu neden soydun, belki benim vitaminim onda.

11.

Normal insanları gözün açıkken, kalbindeki insanı ise gözün kapalıyken görürsün. Hepsi bu.

12.

Her ilişkide aşk, evde yalnız bırakılır. Ilgisiz kaldıkça evi mahveder ve kıymeti bilinmezse balkon demirlerinden aşağı atlar. Siz siz olun aşk'ınıza ilgisiz kalmayın. 

13.

İnsanların hayatı siyaset sanki , maşallah hiç dini karıştırmıyorlar.

14.

Eğitimi, işi, yaşı ne olursa olsun, her insan Aşk'ari ücrete muhtaçtır.

15.

Şimdilerde her şeyin plastik olduğu gibi kalplerde buna dahil olmuş.
Bir yangında eriyorlar. 

Yaşasın plastik cerrahi!

16.

Hastaysanız ve hastaneye gidip bir sıra alıp bekliyorken, eğer hastane çalışanlarından biri aile dostu, akraba, eş, dost değilse;
Size asla sıra gelmez.

17.

Bir erkek bitki olsa ve hayatını fotosentez yolu ile devam ettiriyor olsa, mutlaka bir kadın gelir ve erkeğin tabiatını bozar.

18.

Kalbimi aşk'a kurdum, şimdi bir Gün'eş beklerim doğsun da kalbim(i) çalsın diye.

19.

Ağaçlardan dökülen yapraklar güneşide çeker aşağı, sonbaharda güneş topraktan doğar.

20.

+Hiç o kalbe aşk mayalanır mi ? 
-YA SEVERSE.

21.

-Midemde bir boşluk, kalbim hızlı atıyor..
+Açlıktan mı ?
-Hayır aşklıktan.

22.

Bugün annemin diğer yanağından öpmedigım için buruk belkide sol yanım.

23.

Ve Nefesim bile terkediyor hayat verdiği bedenimden, başka hayatlara. 

24.

Benimle aşka oturacaksan kalbini temizle , yoksa ayrılık kaparız.

25.

Eğer ki yanınızda birden fazla kişi varsa; Yalnızsınız!

26.

Çok şey de gözüm yok ki.
Seni, geri bana getirecek kadar özlesen, 
Derdimi anlayacak kadar sevsen.
ve yanimda bi ömür boyunca , 
sana doyamayacagim kadar kalsan yeter bana.

27.

Yolda yürürken ayağımla sürüklediğim tas bile bir süre sonra benimle gelmezken , seninle bir ömür hayal etmek de ne haddime...

28.

Düşünüyorum, aklımdan çıkmıyor ya hani;
O halde yok.

29.

Senin olmamanla , senin olmamam arasında çok fark var:
Birinde sen yoksun , diğerinde ise ben.

30.

Ben doğuştan Hayatın YALIN hali ile çekimlenmisim.

31.

Ne yani illa incir reçeli mi olmam gerekiyor ya da tesadüfen çocukluk aşkın mi olmalıyım beni çok sevmen için ?

32.

Sevgili dediğin dolaşım sistemini çalıştırmalı, boşaltım sistemini değil.

2 Nisan 2014 Çarşamba

Sigara




Sigara, aklında bahsi geçen lanet olası hayatına olumlu etki yapmaz!
aksine,
zehri ile illet olan, kokusu ile insanları senden 1 adım geride tutan başlıca
harcamaların önüne geçmiş.
şarkı ve türkülere ilham kaynağı olduğu sanılan -ki bence değil- toplumda
7'den 77'ye herkesin elinde, kalemden çok bulunan ve kullanılan, 
ve yine toplumun köküne işleyen bir objedir.
İnsanlar sorunlarına sigara içmez, sigaralarına sorun üretirler.
Bir umuttur yaşatan insanı, sigara değil


29 Mart 2014 Cumartesi

Her Birey Bir Engelli Adayıdır!


Gözlerini dünyaya açamamalarıydı tek eksikleri,
Başlarını Gökyüzüne kaldırdılar tutunacak bir dal bulmak için,
Göremediler.
Ellerine bir değnek tutuşturdu hayat yaşasınlar diye.