29 Kasım 2014 Cumartesi

Artık ateşe daha yakınız bu günlerde, hava durumu raporları bizi alakadar etmiyor, üst üste giyiniyoruz lahana gibi elimize geçenleri. Güzel görünmek değil derdimiz, güzel ısınmak.
Cümlelerimize özenmiyoruz, kelimeleri süzmeden, alalade bir sesmiş gibi kullanıyoruz, bir şeyler söylemek değil derdimiz insanlara cevap verme ihtiyacı yalnızca.
Borsa bugün de umurumuzda değil, dinlediğimiz şarkılarda bugün bir başkasını bulduk belki de...
Sonbahar da yapraklarını parça parça döken ağaç kadar olgun, başka şehre göç eden kuşlar kadar korkak olucaz artık.
O sayfalarca yazdığımız kahramanlarımızı yalnız bırakıp dertten öldürücez.
Çünkü sonunu biliyoruz: ya ateş giricez, ya da ateşi söndürücez.

28 Kasım 2014 Cuma

g

Cemal, Özdemir, Nazım hepsi bir oldu,
Şiir etti seni hayatımdan bu şairler.
Güneş gözlerimi üşütüyor,
hava içimi yakıyor,
yapraklar sağa sola gitmesin can bulduğu ağacın gölgesinden diye var yer çekimi.
Tüm kuvvetini buna adamak derdi.
İnsanların yeryüzünde olması bahane, bu yüzden dört bir kıtaya dağılışımız...
Bu şehir sen yaşayacaksın diye kuruldu,
yoksa deniz kenarı sahil kasabasında bir türkü tutturmak dururken bu bozkırda işi ne?
Belediye senin için düzenledi bu şehri, yeşili, kaldırımları seversin diye...
Ve sen tüm bunlara ihanet ettin diye başladı bu kentsel sövüşüm.

26 Kasım 2014 Çarşamba

Yazım Yalnızı

Gece içine çekiyor beni böyle midesine kadar, kokuşmuş kilolarca olup doymak bilmeyen biri gibi...
Sonra geri kusuyor, beni pislettiği yetmez gibi çevremi de çekilmez hale getiriyor, kendimi temizlesem bir adım atınca yine kirleniyorum.
Mevsimlerden soğuk, hava üstüme titrer sanırdım, meğer ben üşüyor muşum. Yıldızlardan seni dilemek niyetim, fakat biri bile yok havada.
Bu kadar çok insan içinde bu kadar çok tekbaşınalık, sanırım bu benim lanetim.
Türkçenin en güzel kelimesi adın, fakat biz senle yan yana gelip bir cümle bile olamıyoruz, 
Bir başıma anlamsızım, 
Yazım yalnızıyım.
Başlı başına bir roman varlığın, sürükleyici. 
Daha taze bir cinayet işlenmiş kentte ve kan kokusu bulaştı ayakkabıma.
Faili meçhul bir katilim şimdi ve her adımım nefs-i müdafa.
Seni unutur belki uzuvlarım, yolda görür kafamı öne eğer giderim. 
ardımdan seslenirsen eğer, adım tecahül arif.

22 Kasım 2014 Cumartesi

O Palyaço Benim.

Ne renk bu hava?
Hangi yıldızlar bana yol gösterecek?
Değişen her şey adına bu mevsim aynı kalabilecek mi?
 Papatyanın kumarı yine üzecek beni
zira diyecek o kadın hiç sevmedi seni.
hazmedemedi bunu yağmur, durmadı, şehri kire bulayan insanları evlerine tıkadı.
Daha fazla ayak basmayın dedi, beni sokaklara attı.
Ben kirletilmiş bi anıydım oysa, temizlenemeyen.
Islaklığımla kaldım.
Bahar yalnızca bir kadın ismi bu mevsimde, belli ki Son'u gelmişti.
Fakat karıncalar sel baskınında hangi yetkilileri çağıracaktı, hangi kahvehanede kentin alt yapı yetersizliğinden dem vuracaklardı.
Karanlık çöktü, sokakta kimse yoktu,
ben de Turgut abiyi görürüm diye göğe baktım.
Ve dedim ki O Palyaço benim.

11 Kasım 2014 Salı

(...)

Hüzün dolu zamanların sebebi nedendir bilinmez,
araştırmacılar -ki araştırma yapmadıklarına adım gibi eminim- mevsimler diyor.
acaba mevsimlerden mi böyleyiz.
bilmiyoruz.
Belki de insanlardan...
Zira insanlar, mevsimlerden daha çabuk değişiyor.

Başlık

Havanın soğuğu, sigara dumanlarıyla seyrediyor.
Bunaldım. İnsanların dertlerini döktüğü sigara neden beni huzursuz ve rahatsız ediyor?
Kalbim sıkışıyor, zaten başka da bi boka yaramıyor. Sonra kaldığı yerden atmaya devam ediyor, çocukluğumdan...
Doğuştan yeteneksiz besbelli, dolaşım sistemi bile şikayetçi.
Yürüyorum....
Basılmaması gereken çimenler üzerinden yürüyorum, kızıyorlar mıdır?
Canları yanıyor mudur acaba?
Umurumda değil, varacağım yerin yolunun üstünde olan onlar, ama şundan eminim ki düştüğümde bana pamuk hissi veren çimenlere, ihanet ediyorum. Yazık!
Kötü biriyim.
Nereye gideceğimi bilmiyorum, çimenleri üzdüğümle kaldım.
Yürüyorum. Hava hala soğuk fakat içimde ki yangın karşı kaldırımda duran kızın sigarasını yakabilir, ateşin var mı dedi.
Yok, dedim.
Oturuyorum...
Mevsim normallerin de bir çay söyledim.
Çayı bekliyorum, çay geldi, çayı içiyorum...
Hangi mevsimi yaşıyorum bilmiyorum, yanıma bir yaprak düştü, sarı.
Ağzımdan çıkanla gözümün gördüğü bir değil.
Ama o kaldırımda ki kız sigaradan ölüyor, yavaş yavaş haberi yok. Neyse.
Havayı içime çektim, öldüm.

10 Kasım 2014 Pazartesi

Kendim!

Toplu taşıma aracında kaybolan çocuk hüznü
Bulduğu boş koltuk kadar sahip çıkılmamış
Güneşi gözüne vurur, ses etmez
Soğuk tenini üşütür, dur diyemez
Nerden geldin buraya
hangi durakta bindin hayata
Hangi masalın kötü karakterisin be adam
Hangi gözün retinasısın, körelmiş.
Sen kimin kurşun kalemisin, çürümüş.
Hangi katilin ciğerisin, kararmış.
Hangi evrenin gezegenisin, sonu gelmiş.
Neden ağlıyorsun.
Heyy!
Sen nasıl adamsın lan, hiç sevilmemiş.

9 Kasım 2014 Pazar

(...)

Sev dedin sevdim, çok sevdim.
Şimdi gittin, sevme diyorsun
Ama ben senin her istediğini yapamam ki...

Dolunay

Hüznüm, dolunaydan mı?
Sevmedi mi beni, neden sevmedi ki
bende karanlığım en az gece kadar,
bende de kayboluyor insanlar en az gece kadar,
bende de ağlar insanlar en az gece kadar,
bende de uyur insanlar en az gece kadar,
bana da kasvetli bakarlar en az gece kadar,
Olayı kişiselleştiriyorum mu?
Dolunay beni nasıl sevmez?
Ama dolunay beni sevecek, ben sevilmeme hakkımı insanlarda kullandım.
Ahh ne çok sevilmedim, yalnız iyi sevilmedim, baya....
Bu dolunay beni sevecek en az gece kadar!

8 Kasım 2014 Cumartesi

Her şeyim ortada, apaçık

Utanacak
acılarım, hüznüm, sevgim.
Benden.
Gösterisine gelinmeyen ilizyonist bendim, 
kendi kendimi kaybettim, 
kendim şaşırdım, 
kendimi bulamadım.