29 Temmuz 2016 Cuma

ölü

duvara asılmış baharatları,
gasilhaneye henüz götürülmüş annenin,

28 Temmuz 2016 Perşembe

pilav üstü hayat

şehre saçıldı huzurum, şimdi hangi parka, bahçeye kaçışıyor bilemiyorum, erik ağaçları elma ağaçları falan filan iyi hoşta, ne olucak bu insanların hali, karıncalar bile bizden daha az ölüyor, insanlarımızı yitiriyoruz, insanlığımızı da neyse çok acıktık, bir tavuk üstü pilav yiyelim,
yine düşünürüz bunları

papatya

bitkin düşmüşüm üşümekten, yapayalnız bir başıma yürümekten,
papatya batırmışlar ruhuma, içime işlemiş,
papatya çayı içirmişler, yüreğimden akıp gitmiş,
papatyadan yataklarda uyumuşum, rüyamda seni görmüşüm,
papatyalar doğmuş pencereme ısınmışım,
çoğalmışım,
papatyalar soluyorum şimdi, papatyalar açıyorum..

köprü

çok sular akmadı tabi ama köprü bir hayli zarar gördü,
taşıyamıyor artık insanları,
onun yerine kelebekler gelip geçiyor gökkuşağından
ömürleri kısa olan,
bugün var, yarın yok olan,
bana gelince;
olaki güneş batarsa geceye hazırlarım kendimi
ay çıkınca yenilenirim,
gülücüklerimi suya koyar, öyle uyurum,
sabaha yeşersinler diye

taş

uçuşmasın diye yüreğim, üstüne taş koydum, denize karşı oturup,

yosun

oturmuş bi taşa yosun olup yayılmışım yüreğine,
herşeyi büyütmüşünde gözünde,
bir ben küçücük kalmışım

semaver

içime atılan her düşünce,
gönül çayımı demler,
bir aile kurarsam ilerde,
çocuklar, çaylar benden diyeceğim!

koltuk

suladığım çiçekler kurudu
eskimiş, yıpranmış, atılmışım,
yüreğinden
cümlelerim kelebek ruhlu,

kapım açık

ruhumu bir balona koyup şişirip şişirip bırakıyorum gökyüzüne,
kısmetsiz diyarlardan,
hüzünlü topraklardan haber getiriyor,
yeryüzüne düşecek cemreden ilk benim haberim oluyor,
bir yerlerde bir çocuk ölecekse, önce benim yüreğim kanıyor,
bir ağaç kuruyacaksa önce ben kırılıyorum dallarımdan,
bir ayakkabı yırtılacaksa önce benimkini eskitiyorum,
bir güneş batacaksa
önce ben uyuyorum,

tekerlek

söylediğim her şeyi ruhuma hapsedip sana gönderdim anlamadın,
kendime bir yer inşa ettim,
beni duyman için,
beni anlaman için,
merdivenleri çıkıp çıkıp o pencereden kendime tekerleklerin üstüne atıyorum,
hani diyorsun ya nasılsın?
yuvarlanıp gidiyorum işte!

kuş

inanıyo musun yalnızlığına, öyle misin sahi,
bir tutam yaşamdan ibaret misin?
yalnız olsan, anlatabilir miydin?
bana,

ısırgan

bir kapıyı kapatıp uzun süre açmazsan o kapı pas tutar,
koca koca otlar nöbete dikilir önünde,
ısırganlar fedai olur yanıbaşında,
eğer ki kapının ardında ki hikayeyi anlamaz, dinlemezsen kapı kurur,
sen kapının kapı olduğunu unutur, kolundan tutup açmazsan kapı çürür,
sen kapıyı sevmezsen, o kapıdan kimseye hayır gelmez,
kapıyı açmazsan, içeriyi göremezsin, kapı bozulursa içerisi talan olur,
kapı senin, kilit senin,
not : ısırganlar can yakabilir.

1 adam

sigarasını henüz bitmiş sigarasının son kıvılcımıyla yaktı adam,
doğduğundan beri inşa ettiği hayatın enkazında savruldu,
adam,
yüreği sarhoş, gönlünün odaları loş,
gözleri kan kan ama hoş,
bindiği koltuk yerinde çakılı kaldı, otobüsten cesedi indi,
adam,
sözlerine sığındı, cümlelerini siper etti kendine,
onlarında altında kaldı,
tüm değerlerinin altında kaldı,
her şeyden kurtuldu da,
şu benliğine söz geçiremedi,

balık

ağzıma acı biber sürdüler,
itfaiye çağırdım, ağzıma söndürdüler,
bir kaşık su ile doldu ağzım,
ağzıma balıklar saldım,
ağzıma sıçtılar