27 Eylül 2016 Salı

çaresiz

ne zaman bir şiir yazıcak olsam,
annem bağırır,
hadi çay koydum gel diye
içerden,
ne zaman bir özleme kapılsam,
hava rüzgarlanır, yağmur hızlanır, müthiş bir soğuk gelir
dışardan,
ne zaman uçmak istesem,
kafama bir elma düşer
yüksekten,
ne zaman evlerinin oradaki parka gitsem,
o hep gelir
karşıdan,
ne zaman sevsem, yüreğim burkulur, gözlerim dolar, hüznüm çoğalır, bakakalırım ardına
uzaktan…
çaresiz, 

25 Eylül 2016 Pazar

Arkadaş Zekai Özger - Günler Perişan

yırtarak geçiyor kalbimizden
hayatı da törpüleyen zaman
şuramızda birşey var
acıya benzer
umuda benzer
böyle günlerde hayat
hem acıya, hem acıya benzer
gün ölümle başlatıyor hayatı
her şafak taze bir ölünün üstünde doğuyor
her sabah ölümü anlatıyor gazeteler
sol köşede ölümü kutsallaştıran bir fotoğraf
yeni bir cinayetin röntgenini çıkartıyor gövdeme
beynim sabırla keskin
iğdişliyor haber bültenlerini, yorumları, sahte ölüm ilanlarını
bizim ilanlarımız çoktan verilmiştir
gelirse de bilinir nerden ve nasıl
böyle ölümün yücedir adı
ha kanağacı canım, ha gelincik tarlası
çünki ölümün kanıdır besleyen
bir başka baharın tohumlarını
şuramızda birşey var
bizi onduran şey
acıya saran
umudu kuşatan
kalbim: kalbim mi desem
var kalbim: yaşayan ben
hayatla ölümle cinayetle
gazetelerde, radyolarda, eski üniversitelilerde
eski prof hocalarla
yaşayan ben: geç mi kaldık/kabul edemem
ah benim sevgili annem
oğlunda elbet yurtseverden
birgün bırakırda sizi yüzüstü
yüzüstü değil: elbette bizüstü
bırakır da: kötü sarmaşıkları, yaban güllerini
bırakır da: sekizyüzlük hırtları, şunları, bunları
giriverir senin sıcacık kucağına
yani hem sana karşı, hem senin için
giriverir o yanılmaz tarihçinin yaprağına
ölüm mü dedim annem
ölüm senin gibi güzel annelerin
senin gibi güzel çocuklar feda etmiş
o tarih atlasında
bir kırmızı gül olur ancak
koksun diye çocukların bahçesi
şuramızda, tam şuramızda
kanserli bir virüs gibi kanımıza karışsa da bizi yaşatan günler perişan
işte bir bir kırıyorlar  dalıylan
yeryüzünün olgunlaşan meyvelerini
çünki biliyorlar vakit dar
oysa dalları kırılmayan ölür mü sonsuz ağaç
hayatı pekiştiren kökümüz var
dünyayı emeğe kazandırmak için
hayata ve ölüme sonsuz bir anlam veren
kanağacına sözümüz mü var
biz şimdi gidiyoruz gibi ya dostlar
birgün döneriz elbet
acısız, adsız
ölümsuyu sürünün
sürünün ölümsuyu
bir ölü bir dirinin kanıdır
besler hayatsuyu
şuramızda, tam şuramızda
tarihe nasıl anlatsam
ey anneleri korkutan
bizi yaşatan kan
günler perişan

mevsim-siz

yüz çeviriyorsun hayata, bazen istediğin şeylere sahip olanıyorsun, olmuyor işte!
gökyüzüne bakıyorsun zaman zaman
beş vakiti yerine getirmediğinde aklına dahi gelmeyen yaratıcıyı bazen sırf istediğin şey olsun diye anıyorsun, herkes gibi..
bazen yüzün olmuyor işte,
bence ben çirkinsem bu yüzden,
canın portakal istediğinde kışı,
şeftali istediğinde yazı beklemek zorundasın,
hayatta her şey hemen olmuyor ne yazıkki,
peki,
kaybolan bir sevgili
ne zaman bulunur?

titanik

saygı duymaktan sağır oldu kulaklarım
ilk yalanı acaba hangimiz söyledi
acaba ilk ne zaman kandırdık kendimizi,
kim bilir,
hikayesi olmayan bir türküydü birlikteliğimiz,
birlikte oluşumuz,birliktelik?
acaba beni hangi bataklık prense dönüştürdü,
yapraklar üzerinde bir kurbağa iken,
pek bir eğreti durdu çünkü üzerimde...
bir hazır çorbayla intihar edilebilirdi ama ben yaşamayı seçtim,
hemde seninle,
batan bir titanikten filikaya binip kaçabilirdim,
ama yapmadım,
yapamadım,
ha olaki ölürsem de,
gönlümüz sağolsun,
en azından yerim belli,
başka türlüsüne gitmiyor yüreğim...


23 Eylül 2016 Cuma

fıskiye

ağaçların şırıltı sesini duyunca yağmur sandım,
meğer fıskiyeyle bahçe sulanıyormuş,
bilemedim,
bana öyle sarılınca dünya durdu sandım,
meğer bir vazgeçişmiş,
bilemedim,
bu tutku bir bisküvi adıymış,
sevdamız sözdeymiş,
yarınlarımız hayal,
geçmiş yalanmış,
hoş bana dünyaları verseler
yine değişmem seni,
ulan!
ah ulan!

2 Eylül 2016 Cuma

*bişey ol-

kimine göre böyleyim
kimine göre şöyle
kimine göre doğruyum
kimine göre yanlış,
toplum beni bir kalıba sokmaya pek bir meraklı
*bişey olmuşsan ne alâ...
insanlar kendi haklarında konuşmayı,
çok eskiden bıraktı,
küçükken belki
başkaları dururken, ne gereği vardı.

bir başkası,

bazen neşem ve mutluluğum can sıkıcı olabiliyor,
bir başkası adına,
katlanılmaz bir hal alıyor varlığım,
rahatsızlık veriyor sevgiyle bakan gözlerim,
dizlerimden çözülüp salıveriliyorum,
boşluğa

tırnak makası, gibi

aramızda ki en büyük fark ikimizinde seviyor olmasıydı,
bu büyük uçurum ve büyük fırtınalar
bu yüzden,
o beni bir tırnak makası gibi seviyor
ben ise ona dünyaları değişmiyordum