16 Kasım 2013 Cumartesi

Ka(ka)sım.

Aşkın bir başka olduğu söylenildiği bu ayda.
Politik söylemler, siyasi atışmalar..
kurdukları cümlelerin nereye gideceğini bilmeyen mahluklar,
yükselip inen göğüsler,
güzelim oksijeni içine çekip pis nefesleri ile havayı kirleten insan topluluğu.
Sosyal ağlarda asgari ücretli bir ailenin binbir zorluk çekerek gönderdiği okul-dershane kurumlarına cüzdanı kabarık gençlerin küfürler yağdırması.
Kızlı erkekli yaşanılan bir dünya.
Sınavlar, vizeler, çekim zorlukları, öldürülen insanlar verilen sözler..
Kasımda hayat boktandır.



Son'bahar

Ruhum sararıyor ağır ağır, damarlarım inceliyor incelmiş taşıyamıyor, hangi mevsim işliyor yüreğime...
Yürüdükçe üşüyorum, 
üşüdükçe yankılanıyor sesin, 
yokluğun yakıyor içimi, 
gülüşünle kuşlar cıvıldıyor kendi küçük dünyamda, 
senden ayrı geçen her gün göktaşı düşüyor ülkeme, ilime, ilçeme...
Gözyaşlarım girecek delik bulamıyorlar, 
sessizliğimle boğuluyorum...
Gidişin kıyameti kopardı.
Ve ağaçtan bir yaprak daha düştü.


29 Ekim 2013 Salı

Yalnız Kitabevi

Şiir oluyorsun bu gece ruhuma satır satır, okudukça kazınıyor adın.
Seni okusam alfabeler kıskanır, okumasam....
Ruhunun olgunluğu fiziğine ve gözlerine nüfuz ederken akıyor yelkovan akreple dalga geçercesine. 
Dakikalar saatlere dönüşürken ilk ışık sızıyor inceden. 
Daha yeni gelmiş gibisin, ama yok. 
Bekleme daha fazla. 
Adımların yalnız ve sağlam artık. 
Gözyaşlarını hunharca kullanmayacaksın. 
Birilerinin kirlilerini yıkamayacaksın hüznünle. 
Gülüşlerini idareli kullanacaksın ağlayan insalığa karşı.
Git artık, lügatını tıkama kalbimin.
Tüm dil kurumu'ma aykırı varlığın, git.
İşte sayfa sonuna geldik ve bir yaprak daha kopar hayat.

18 Temmuz 2013 Perşembe

Kimim ben?

Bir çorap yırtığı utangaçlığıyla salındığım hayat sepetine sığmayan son samurayım.
Kılıcını sapladığı yerden alamamış, sapladığı yeri unutmuş, sapladığı yerde ölmüş şizofren bir samurayım.

Hayat çizgisini kanıyla çizmiş, ama tek bir göz yaşıyla kanı çekilmiş siyah yüzlü bir samurayım.
Gölgesini giyinmiş, varlığını güneşte bulan, gözleri camdan bir samurayım.

Yağmuru eksik olmayan, ruhunda şimşekler çakan, gök gürültüsünde konuşup sesini duyuramayan kimsesiz bir samurayım.
Ellerim kollarım dolanmış birbirine yalnızlıkta.
Kulaklığım çöz beni.

17 Temmuz 2013 Çarşamba

Cellat

Yarım kalmış hatıraları bir bir fişlere dizerken anımsıyorum ilkokul öğretmenimi.

Hep yaptığım gibi o zaman da birileriyle meşgul oldum, birilerine bir şey yaptırdım sen ne yaptın?sorusu cevapsız kaldı kimsesiz dilimde. 
Ali'den Ayşe'den Işık'tan fırsat bulamadım.
İlko'kul'un gözlerinde buldum kendimi yıllar sonra bütünü tamamlamak için. 
Vakit tamam. ölebilirim.
Teoride hepimiz küfre karşıyız ama pratikte iş değişir.

13 Temmuz 2013 Cumartesi

Sana ne diyemez bir yalnız.

Gözyaşlarımın içinde ararken kaybolmuş umutlarımı. 
Ay çıkageldi kapkara ruhuma. 
Beyazına katarak kalbimi alıp götürdü kimsesizler evine... 
Yalnızlıktan terfi ettim,
''yalnız'ca'' bir ölüyüm.


15 Haziran 2013 Cumartesi

Gece.

Gece sarar gezegenini evrenin acımasızlığından, kollayıp gizler karanlığa bürüp, 
herkesi bir anne şefkati ile gizler karanlıkta ve canlılar korkmasınlar diye unutmaz gece lambası olan ayı. 
Şimdi;
Gecenin huzurunda bütün ışıklar, gecenin himayesinde bütün rüyalar...
Fakat Yalnız'lar, gecenin en kuytu yerinde çaresiz, korkmuş ve kimsesizler.

Okumadan İmzalamayın Hayatı !

Gökkuşağı ile bir anlaşma yaptım o bana neşesini verdi bende ona güzelliğimi.

Belkide bu yüzden çirkin gülüşlerim, insanlar arasında ki varlığımla sırıtışım.
Hep birilerine geç kalmış bu hayat koşuşturmasında, dönüp bir bakamadık kendimize ''ne yapıyorum ben?'' diyemedik, gözümüzü alamadığımız insanlardan fırsat bulup.
Aynalarda hep gözümüze saçımıza baktık, sol bacağımıza sağ kolumuza bir ''nasılsın'' dedik mi?

25 Mayıs 2013 Cumartesi

Sular seller götürse de vücudumuzu ağlamaklı gözlerden akan yaşlarla,
Bir gökkuşağı açmaz ruhumuzda.
Renklerimiz fare deliklerine saklanmıs pisi pisi umutlarımızdan kaçıp.
Her yerde zehirli peynirler var.
Aşk'lıktan ölüyoruz.
İçimden geldiği gibi yaşıyorum, bende diyorum neden bok gibi hayatım var.

22 Mart 2013 Cuma

Yeryüzü Haram.

Yüreğimin parçaları yansımış bugün gökyüzüne, 

Güneş bir kez daha doğar mı, yine yansıtır mı, ısıtır mı iliklerime kadar benliğimi.
Nefes almanın güç olduğu bu yetim günlerde okyanuslar doldurabilir mı acaba ruhumun derinliklerini,
Tanrım!
Bedenimin aynası olan gökyüzünün maviliğinde, kağıttan bir uçak yapıp gezebilir miyim?

8 Mart 2013 Cuma

Yapma!


Kentin kalabalığı mı?

İnsanı yalnızlaştıran,
Yoksa gözlerinin uzaklığı mı? 
Bu bedeni nefessiz bırakan.

Yoldan geçen arabaların gürültüsü
Akan zamanın karşı konmaz gücüne eş
Yokluğundaki o eşsiz büyü ile
N'olur öldürme bu küçüğü.

Işıksız'larım





Buğulu camlar ardı soğuk
Kime sığınsam bu ıssız gecede, bilemiyorum.
Siyahlar içinde;
kötü bir yerde,
kötü bir zamanda,
kötü bir anda
Koşuyorum
Yuvasından kaçıp kurt sürüsünün 
arasına düşen bir tavşan misali 
çırpınır dururum.

Kurtlar, çakallar hepsi kalleş
Gözlerimde kokuşmuş koca bir leş.

Bu kıskaçta, bu kızgın yağda piştim
Ateşten,
Bu kör kuyuların en derin, en karanlık gecesinden
Kurtar beni ey Güneş!

2 Mart 2013 Cumartesi




Bana öyle geliyor ki;
Bu Sosyal paylaşım sitelerinde veya iletişim araçlarında bile anlatacağın şey 140 karakter, 6 mesaj uzunluğu ve buna benzer şeylerle kısıtlanıyorsa, evrensel olarak;
Tam anlamıyla bir ifade özgürlüğünden bahsedilemez.
İklimim hiç değişmez benim,
Kışları; soğuk ve yalnız.
Yazları; sıcak ve yapayalniz...

A-aa Deli Bunlar!

Artık oksijenimiz bile tükenmeye başladı.
Büyük büyük evler,uzun uzun yollar arasındaki ağaçların fotosentezi yetmiyor artık.
Her şey doğallığını yitirmeye basladı; İnsanlar da öyle sivri dillerini, kem gözlerini rujla, boyayla kapatmaya çalışıyorlar.
Kararmış kalpleri ise hep açıkta,kıçları da açıkta kalmış olacak ki hepsi üşütmüş.

Stopped

Otobüsten inmeden önce ''duracak'' butonuna basmayı tutku edinmiştik, küçüklük tabi çizgi filmleri bekledik heyecanla, akşamları saat 8'de uyuklardık, uçurtma peşinde, bisiklet üstünde yorulurduk epeyce, bir kenarda uyuyakalırdık öylece...
Gece; Bizim için sadece uyku demekti, bilmezdik gecenin ürkütücülüğünü, sessizliğini. Sabah uyanır, apar topar kahvaltıyla birlikte, atıverirdik kendimizi sokaklara...
Okuduk, çalıştık, büyümeye hayatı öğrenmeye başladık, ağzımız bozuldu, düşüncelerimiz köreldi.
Daltonlara kızardık hep, ama bizde en az bir kez dalton olduk, gönül çaldık, gülüş çaldık. Fakat bu hayattı ve bu yanımıza kalmazdı. Bir Redkit mutlaka çıktı karşımıza.
Aşk: Gölgesinden bile hızlı ele geçirirdi bizi, anlayamadık, kimimizi kalplere tutsak etti, kimimizi toprağa...
Zaten bir zamana engel olamadık, birde aşka.
Evet, hayatımızı karakterle tanımlıyoruz fakat hayatımızda yer alan karaktersizleri unutmak olmaz. Bu filmde başrolü hep onlar işgal ediyor asıl; bu iki kelime bile fazla onlara...
Unutulmayanlarda var tabi, unutulmayacaklar.
Hayatının yerine koyarsın onları, gelişine bir ömür biçersin gidişini tahmin edemeden.
O nasıl bir gitmektir öyle, nefes alamamanın başka bir lisanda ki anlamı adeta, öyle bir gitmektir işte ve hep beklersin;
O gelecek....
Çok şükür yaşıyoruz, gördüklerimiz göreceklerimizin bir tezi, neler görecek daha bu bedenlerimiz ve bir gün bir yerde Azrail basacak kalbimizin ''duracak'' butonuna.

Yalnızlaşmış Adımlarım



Havanın soğukluğunu hissedince iliklerde
gözlerinin buğusunda kayboldum yine
sensizliğin ayazında bir başıma
Adını sayıklaya sayıklaya
yürüyorum bu şehirde
ellerim cebimde...

Suların yıkadığı bu ıslak sokaklarda
biliyorum bir gün ulaşacağım sana.
Kafamda bin bir türlü dert ve sen ile
yürüyorum bu şehirde
ellerim cebimde...


Ne arayanım var ne soranım
Kimliksiz şehirde, sensizlikte yankılanır her adımım
Kulağımda kulaklık, değişen müziklere kapılmış bir halde,
yürüyorum bu şehirde
ellerim cebimde..