6 Ağustos 2016 Cumartesi

hayat

çaldığım her kapıda ağırlanıp iyilik gördüm,
hepsi başıma çalındı,
sonra umutlarım çalındı,
kelime oyunu değil,
Hayat!

mavi-yeşil

göz bebeklerin gibiyim uzağa gidemiyorum,
hiçbir gözlük fayda etmiyor dizlerime
ayaklarım geri geri gidiyor
kopamıyorum, kendimden
zıplayabiliyorum ama,
çimenlere oturup bir şeyler de yazabiliyorum
fakat gidemiyorum...
aslında ben küçükken yeşilmişim
öyle demişti annem,
ya da sanırım mavi
evet evet mavi...
kendimi yaprak yaprak yollara döktüm
kılıcımla kalemimi kestim, mürekkepler girdi rüyalarıma,
kışın ilk kara basan ben oldum,
hemde sabah,
hemde hiç kimseyi korkutmadan
hemde hiç kimse yokken...
tüm mecazları üzerimde denedim
olmadı!
zaten hangi elbise tam geldi ki,
yani demem o ki ben bir elbisenin içini bile tam dolduramazken
senin kalbinde tıkırdamam, ha düştü ha düşücek olmam...
şaşılacak şey değil!

yalan

kadın yine balkonu yıkıyor bir kova suyla
dökülüyor taş yapının beton duvarları
sudan değil,
yalandan!
zehrini ilk yakaladığı yere bırakandan
yılandan hiç değil
yalandan!

zayıf

insanlar beni yanlarına sığdırabilsinler diye zayıfım
insanlar beni yüreklerine alıp atmasın, hemde yük olmayım diye zayıfım
kollarını açıp beni beklediklerinde onlara daha hızlı koşabilmek için zayıfım
kollarının arasına sığabilmek için zayıfım
olur ya, çiçeklerin üzerine basarsam, canları yanmasın diye zayıfım
karıncayı incitmemek için zayıfım
yeryüzünde bana ayrılan bölüme daha fazla sen dolsun diye zayıfım
öldüğümde insanlar, beni rahat taşısınlar diye zayıfım