17 Kasım 2015 Salı

Son/baharım

ben sonbaharım, 
dokunma dallarıma 
ben kendim dökülürüm
süpürme yapraklarımı, 
bırak sonbaharlığımı yaşayım
bana temizlikten dem vurma önce git kırıp döktüğün kalpleri topla yerden
diyorum ya
 sonbaharım diye, 
anlamlar yükleme 
bana, 
bakma öyle 
sararıp soldum işte,
dokunma bana,
ben
son

baharım

---

karayollarının beyazdan siyaha çalan çizgilere basmadan geçi, çizgiye basarsan yanarsın,
kibritle oynarken kıvılcım çıkarma ateş çıkarsa yanarsın,
çayını çorbanı ocaktan çıkar çıkmaz ağzına götürme, aniden içersen yanarsın,
henüz yakılmış, üstünde kestaneler olan sobaya elini sürme, yanarsın
güneşe öğle vakti çıkma, yanarsın
yüzünü öyle herkese gösterme, eğer biri severse seni işte o zaman yakarsın, yanarım!

)

pabuçlarımın bağcıklarını bağlamayı çok eskiden öğrendim, ben dünyaya geldiğimde çok güzeldim, dünya da öyle, önce dünya çirkinleşti, sonra ben.
ağaçlar yeşerdi, çiçekler açtı, sevdiğim bütün kızlar bu şehirde doğup büyüdü, sevdiğim bütün kızlar beni bu şehirde terk etti, dünya için söz konusu bile olamazdım, zira ben bu dünyaya çoktum. içtiğim bütün çaylara iki kişilik şeker atıyorum, iki kişilik gülüyor, iki kişilik yemek yiyorum, gökkuşağı açana kadar ben yine hayatta olucam, yağmur yağarsa şu sıra, bilin ki ben öldüm

Bırak beni,ben


gecenin kasveti tırnak aralarıma sızdı,
gören beni, pis çocuk, ellerini yıka diyecek
musluğu açarsam doğar mı güneş?
suya sabuna dokunmadan temizleyebilir miyim ki ellerimi?
uzuvlarım dinlemiyor artık beni, 
itaat etmiyor gözlerim bana, 
kan çanağı gözlerim kapanmıyor, 
çığlıklarım dışarıya çıkamıyor,
kararım kesin, tırnaklarımı kesiyorum
kurtulacağım kendimden,
bu sefer eminim
kurtulacağım,

kendimden