29 Kasım 2015 Pazar

peaah

kitaplığın her rafına ayrı bir düş iliştirdim,
satırlarla sütun bacaklı kızların hiç biri ilgilenmedi,
hayatın anlamını 4. sınıf öğrencisinin elindeki türkçe sözlükte aramaya başladım,
bulamadım
yolda üstüne bastığım her taş, yüreğime oturdu kursağımda kaldı
baktığım her gökyüzü karardı, sevdiğim her canlı gitti, yüzdüğüm her deniz kurudu, yediğim her yemek zehirledi,
içtiğim her su kirlendi, giydiğim her ayakkabı her kazak her gömlek yırtıldı
güney yarım küre ile kuzey yarım küre mevsim farkı ile yaşadığım bu dünya ise,
çoktan yerle bir oldu.

!

bu mevsim sıkıldı bizden,
yani sözüm ona sonbahar
yaprakların düştüğü yetmezmiş gibi birde üstlerine basıyoruz
birde utanmadan süpürüyoruz
insanlık yapraklardan daha az kirletiyormuş gibi
ah,
kıymet,
bilmiyoruz

^^

her cümleni yüreğimde ayrı bi yere yerleştiriyorum, tamamlanıyorum
sen dağılan bir adamın parçalarısın, bir sen tamamlarsın tamamlıyorsun,
tahammülü zor bu adamı bağışla,
toprak kokusu sinmiş üstüne, sana değen her sözcük yeşeriyor
her cümle can buluyor
her harf vücut buluyor
ben bir alfabeyim, sadece sana yazılan, sadece sana şifrelenen, mors alfabesi bok yemiş yanımda, benim iç yüzüm sensin
yüzümü kara çıkarma

...



"hayatımın tam ortasına çizilmiş şerit şerit çizgiler, 

ne kadar kalabalıksam o kadar kalabalığım işte 
yol olmuşum, gelen geçeni aratmıyor, 
dişli arabalar ve tanklar da geçmiyor üstelik 
sadece insanlar,
diyorum ya sana; yol olmuşum diye, 
iktidar ruhlu kadın
bu yolu istimlak et
bu yola taş koy"

17 Kasım 2015 Salı

Son/baharım

ben sonbaharım, 
dokunma dallarıma 
ben kendim dökülürüm
süpürme yapraklarımı, 
bırak sonbaharlığımı yaşayım
bana temizlikten dem vurma önce git kırıp döktüğün kalpleri topla yerden
diyorum ya
 sonbaharım diye, 
anlamlar yükleme 
bana, 
bakma öyle 
sararıp soldum işte,
dokunma bana,
ben
son

baharım

---

karayollarının beyazdan siyaha çalan çizgilere basmadan geçi, çizgiye basarsan yanarsın,
kibritle oynarken kıvılcım çıkarma ateş çıkarsa yanarsın,
çayını çorbanı ocaktan çıkar çıkmaz ağzına götürme, aniden içersen yanarsın,
henüz yakılmış, üstünde kestaneler olan sobaya elini sürme, yanarsın
güneşe öğle vakti çıkma, yanarsın
yüzünü öyle herkese gösterme, eğer biri severse seni işte o zaman yakarsın, yanarım!

)

pabuçlarımın bağcıklarını bağlamayı çok eskiden öğrendim, ben dünyaya geldiğimde çok güzeldim, dünya da öyle, önce dünya çirkinleşti, sonra ben.
ağaçlar yeşerdi, çiçekler açtı, sevdiğim bütün kızlar bu şehirde doğup büyüdü, sevdiğim bütün kızlar beni bu şehirde terk etti, dünya için söz konusu bile olamazdım, zira ben bu dünyaya çoktum. içtiğim bütün çaylara iki kişilik şeker atıyorum, iki kişilik gülüyor, iki kişilik yemek yiyorum, gökkuşağı açana kadar ben yine hayatta olucam, yağmur yağarsa şu sıra, bilin ki ben öldüm

Bırak beni,ben


gecenin kasveti tırnak aralarıma sızdı,
gören beni, pis çocuk, ellerini yıka diyecek
musluğu açarsam doğar mı güneş?
suya sabuna dokunmadan temizleyebilir miyim ki ellerimi?
uzuvlarım dinlemiyor artık beni, 
itaat etmiyor gözlerim bana, 
kan çanağı gözlerim kapanmıyor, 
çığlıklarım dışarıya çıkamıyor,
kararım kesin, tırnaklarımı kesiyorum
kurtulacağım kendimden,
bu sefer eminim
kurtulacağım,

kendimden