25 Şubat 2015 Çarşamba

Herkes kendi kapısının önünü temizleyince değil, bir başkasının kapı önünü,
kirletmeyince düzelecek bu ülke.
Şehir kışın, hergün bir başka ölüyordu. 
Tabiat beyazlara sarıp insanıda içine atıveriyordu toprağın.

?

"Bu panaromik hayat ayağımızı kaydırmaya meyletmiş bir kere, kar bahane. 
Soğuğu acılarımıza mı katmalı yoksa patlıcan parmaklarıza mı saymalı. 
Öldüğünde tüm insanlar, kar yağdığında tüm şehirler aynı, beyaz. 
Peki ya sen ayak uydurabilir misin mevsime? 
Yoksa kayıp düşer misin?
Peki doğarsa bu hava da; güneşe dokunabilir misin büyüyünce, yakar mı dersin tenini.
Umutlarını haykırır mısın samanyoluna büyüyünce, yoksa yerin en dibine gömülür mü seninle,

Sever misin büyüyünce beni, 
yoksa sende unutur, 
üstüme basıp geçer misin herkes gibi? "

Hayata Karşı



"Eğer dokunabilseydim, kendimi çeker alırdım bulunduğum yerden. 
İçimde biriken traji komik anılarım beni nereye kadar götürür, 
nerede mola verip nerede yola koyulur bilemiyorum. 
Ben hiç bir dağa güvenmedim, kar yağmış yağmamış umrumda da değil.
 Kısacası dağ bana küsmüş, ama haberim yok.

Güneşin doğuşunu beklerken kendimi batışının karşısında buluyorum. 
Bilmem gereken tek şey kendim, bunu öğrenmek için çok yabancı kalıyorum, hayata.
Öğrendiğime göre;
ben, iyi, biriymişim.
Karın güneşe baktığı gibi hüznüm, karşısında eriyorum akşamın. 
Kendime bir yer arıyorum, yükseklere çıkıyorum.
Bir adım atsam gökyüzü, ama yürüyemiyorum.
Benim yerim sizin yanınız değil, aranızda sırıtıyorum, insanlığa karşı, güneşe karşı.
Bir su birikintisi bulsam atacağım kendimi içine, bu şehir çok büyük bana.
Güneş batıyor, ben gidiyorum."