7 Ekim 2016 Cuma

karanfil

Cebindeki son parasına sigara aldı, durağa değil de evine doğru yola koyuldu. Dumanı soluya soluya giderim ne de olsa hava iyi diye avuttu kendini, oysa soğuktan titriyordu. O zamana kadar öyle üşümemişti. Çünkü bütün hüznünü, kinini belki de hırsını o masa da kalan adamda bırakmıştı, artık çırılçıplaktı ruhu, üstünde bir montu bir gömleği birde teni kalmıştı, sigarasını yakacak gibi oldu bir teyzenin gözleri deldi geçti ciğerini, köşe bir yer buldu, izmaritlerle desenler çizilmişti, bütün delik ciğerler, bütün yıkılan hayaller o köşede mevcuttu, karanfili severdi, yakmadan biraz evvel sigaranın ucuna karanfilini koydu, elleri üşüyor ciğeri yanıyordu. Yüzü gülüyordu, uzun zamandır yapmak isteyipte yapamadığı bir şeyi sonunda yapabilmişti, bunun verdiği cürret ve sevinci sigarasına sarıp yaktı, şehrin kirli havasına katkı sağladı. Diğerlerinin aksine izmariti çöp kovasına attı, takdire şayan bir tavırla yola koyuldu, hava kararıyor, yalnızlığı da yanında seyrediyor, trafik yoğun, ışıklara uymayan araç ve yayalar, okul servislerinden inen çantaları boylarından büyük çocuklar umurunda olmadan ilerliyor, üşüdüğünü de düşünmemeye çalışarak yürüyordu, ev daha uzaktaydı, yürüyor ve soğuğu hissediyordu. Eve geldi. Yemek yok, hazırlanması gerekiyordu. Onun psikolojisi evde sökmezdi. Hani cümlelerine nazaran elleri lezzetliydi, sofra kalktı, çayı da demledi. Çekildi odasına.
Vazgeçmişti, istediği kitaplar yanında, sigarası yanında, şiirleri, şarkıları, ruhu yanıbaşındaydı ama acı çekiyordu. Evet acı. Turçusu kurulsa hani, kaç tane yiyebilirsin diye iddaaya girilebilecek türden, evin karşı duvarında ‘’insan korkusunu topraktan alır, toprak ise kokusunu insandan’’ yazıyordu, bu yazıya son kez güldü, son kez baktı adamın resimlerine birini de yanına aldı, birkaç kitap, bir daha haber alınamadı,
gitti, adamdan, kendinden, ruhundan, hayattan…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder